EsRaRenGİz

8/1/2007 - aşka baq bee

BÖYLE SEVGİLER VAR MI ACABA.

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,
öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir
kere daha
karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse
bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti
bulmaları biraz
zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse
bindikleri semtte
oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan
binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini
görebilmek
için, her
sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa,
onların
durağına
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
getirdikleri günlerde
de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.
Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında
para
kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale
getirmek
uğuruna
bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri,
yıllar yılları
kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının
olmamasıydı.
Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, "bütün
mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur" diyerek devam
ettiler
hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... "Senin için
ölürüm" derdi kadın,
sımsıkı sarılıp adama ve adma "Hayır, ben senin için ölürüm" diye yanıt
verirdi hep...
Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, "Bir
tanem,
kütüphanenin ikinci rafına bak...." Kütüphanenin ikinci rafında başka
bir
not olurdu, "Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın
unutma" Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya
okuya
koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en
sevdiği
çikolatalar,
kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne
olduğu önemli değildi zaten....
Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun
hep
birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların
ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
hastaneden
ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da
mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık
daha
fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda
bir
ev gördü kadın, üzerinde "satılık" levhası asılı olan. "Ne dersin, bu
evi
alalım mı?"dedi adama. "Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.
Projeyi
kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet
edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..." "Sen istersin de ben hiç
hayır
diyebilirmiyim?" diye yanıt verdi adam. "Amerika'daki tıp kongresinden
döner
dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir
artık...."Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde,
ayrılmaları
zor oldu adam Amerika'ya giderken. Her gün, her saat konuştular
telefonla.
Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra,
kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki
evi
hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap
aldı: "Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut..."
Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardı adama, "Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat" diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve
sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton
duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...
Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
arkadaşına dert yanarken, "Artık dayanamıyorum, sana söylemek
zorundayım"
diye sözünü kesti arkadaşı. "O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
karşısındaki
restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş
biniyorlar arabaya...." "Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu
yalanları"
diye bağırdı kadın.
Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün,
öğle
vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı
hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde
ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın...
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen
ona
sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar
etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa
geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve
bavulunu
alıp gitti evden.Kapıdan çıkarken, "son bir kez kucaklamak isterim seni"
diyecek oldu ama kadın, "defol" dedi nefretle...
İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son
bulmasına
kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen
yalnız
kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor,
aşkın
yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua
ediyordu.
Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
uyandı.Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. "Sen, buraya ne
yüzle
geliyorsun"diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. "Lütfen, içeri girmeme
izin ver, mutlaka
konuşmamız gerekiyor." dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan
bir
sesle konuşmaya başladı: "Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok
üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre
sırasında
öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna
dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek
isteyeceğini
biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü
oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya
yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının
karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu
ama
olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu
kutuyu vermemi istedi..." Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını
biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan
kutuyu
açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt
duruyordu kutuda. İlk kağıtta, "Lütfen bütün notları sırayla oku bir
tanem"
diyordu... Sırayla okudu; "Seni çok sevdim", "Seni sevmekten hiç
vazgeçmedim", "Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini
bilirdim."
"Fakat benim için ölmeni istemedim" "Şimdi bana söz vermeni
istiyorum."
"Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?" son kağıdı eline alırken, kutuda
bir
anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
"Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman
terasta
martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım...."

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-01-14 04:39:00 - slm

Yazan: Burcin
süper hikaye.. ellerine saglik
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

herqezden farqlıyım her türlü çılqınlıq yaparım iletişim: catliam@pejmurde.net

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

nymphia
burcin
suden55
asu
karacocuk
handico
ubudiyet
zirtapozz
babasininbarbiesi
adasu
zamanee
Merc. Han.
djrully
melektugba
nidadan
karahubur
18altigenclik
angel921992
yokolus
nurcan vanlıoğlu
kanatsizmelekk
djpejmurde
sadecem
Blogcu Yardım
firari27
garfiild
İsmail Hakkı GÜRGENBURAN
thelovehell
dave96
cihadasevdali
fiberoptikci
greywolf61